Korkmaz Doğu, Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Çalışmaları alanında araştırmalar yapan bağımsız bir blog yazarıdır.

Korkmaz Doğu

Güvenlik çalışmaları, hegemonya, uluslararası ilişkiler teorileri.

21.09.2018

ABD-Çin ticaret Savaşının Kronolojisi/2018


ABD-Çin arasında başlayan “ticari savaşların” yankıları sürmeye devam ediyor. Çin’in geri adım atması ya da temkinli davranması beklenirken “gümrük tarifeleri” konusunda misillemede bulunan ve bölge ülkeleri ile askeri tatbikatlar yapan Çin stratejik koordinasyon ve yeni bir tür uluslararası ilişkiler türü inşa etme isteğini de artık görünür kılmış durumda.

Ticari savaşların geldiği noktayı daha iyi anlamak için sürecin kilometre taşlarını özetlemeye çabaladım umarım yararlı bir içerik olur.

1 Mart: ABD Başkanı Donald Trump, Çin'den gelen metaller de dahil olmak üzere, tüm çelik ve alüminyum ithalatlarına ilişkin gümrük tarifelerini açıkladı.

22 Mart: Trump, 50 milyar dolar değerindeki Çin mallarına % 25'lik bir gümrük tarifesi uygulayacaklarını açıkladı. Çin; çelik ve alüminyum ile ilgili misillemede bulunacağını duyurdu.

3 Nisan: ABD ticaret temsilcisi tarifelere tabi Çin mallarının listesini açıkladı. Söz konusu endüstri kolları için 60 günlük bir değerlendirme süresi belirlendi.

4 Nisan: Çin; misilleme tarifelerine tabi olan yaklaşık 50 milyar dolar değerinde 100'den fazla ABD malının bir listesini hazırlamaya başladı.

21 Mayıs: ABD ve Çin yapılan görüşmelerden sonra tarifeleri önlemek için ticaret anlaşması taslağını açıkladı.

29 Mayıs: Washington; 50 milyar dolar değerindeki Çin mallarına uygulanan tarifelerin, 15 Haziran'da çıkarılan ürünlerin nihai listesiyle birlikte devam edeceğini duyurdu. Bu hamle oluşmaya başlayan anlaşmayı geçersiz hale getirmeye başladı.

15 Haziran: Trump yeni tarifelere tabi malların son listesini çıkardı. 34 milyar dolar değerindeki Çin ithalatı, 6 Temmuz itibarıyla yeni % 25'lik tarife kapsamına girecek ve 16 milyar dolarlık bir ithalat daha sonra tarifeye eklenecek. Çin, eşdeğer bir tarife oranıyla misilleme yapmaya hazırlanıyor.

18 Haziran: Trump, 200 milyar dolar değerindeki Çin malına % 10'luk bir tarife tehdidinde bulundu.

6 Temmuz: 34 milyar dolar değerinde Çin mallarına uygulanacak tarifenin ilk dilimi yürürlüğe girdi. Çin aynı şekilde cevap verdi.

10 Temmuz: ABD,% 10'luk bir tarifeye tabi tutulabilecek 200 milyar dolarlık Çin mallarının ilk listesini yayınladı.

1 Ağustos: Washington, Pekin'e uygulanan tarife tehdidinin oranını arttırarak, 200 milyar dolar değerindeki Çin mallarına uygulanacak tarife oranını % 10'dan % 25'e çıkarmayı planladığını açıkladı.

3 Ağustos: Çin; Trump tehdit etmeye devam ederse 60 milyar ABD doları değerindeki ürünlere çeşitli oranlarda tarifeler uygulayacağını açıkladı.

7 Ağustos: ABD 16 milyar dolar değerinde Çin malı için olan ikinci tarife diliminin 23 Ağustos'ta yürürlüğe gireceğini açıkladı.

23 Ağustos: ABD, 16 milyar dolar değerindeki Çin mallarına tarife uygulamaya başladı ve Pekin aynı değerde ürüne aynı oranda tarifelerle karşılık verdi.

7 Eylül: Trump; 200 milyar dolar değerindeki Çin mallarına tarifelerin yakında uygulanacağını ve ek olarak 267 milyar dolar değerinde Çin malına da gümrük vergisi getirme planlarının olduğunu açıkladı.

17 Eylül: Trump; Çin'in "uygulamalarını/pratiklerini değiştirmek istemediğini" söyleyerek 200 milyar dolar değerinde Çin mallarına uygulanacak olan % 10'luk tarifeleri açıkladı.

18 Eylül: Çin, "seçim hakkı" bulunmadığını ancak "meşru hak ve çıkarlarını korumak için" yeni tarifelere misilleme yapılmasına karar verdi. Çin; ABD'den ithal edilen 60 milyar ABD doları değerindeki mallar ile ilgili tarifeleri duyurdu.

24 Eylül: 200 milyar dolar değerindeki Çin mallarına ve 60 milyar dolar değerindeki ABD mallarına uygulanacak gümrük tarifeleri yürürlüğe girdi.
Paylaş:

17.09.2018

Çin'in Dış Politikasında İnşacı Manevra: Kuşak ve Yol Girişimi



Çin’in "One Belt One Road" girişimi ya da güncellenmiş adıyla "Belt and Road Initiative" (Kuşak ve Yol Girişimi) tarihteki en iddialı altyapı projesi olup dünya nüfusunun yüzde 65'i ve küresel GSYİH'nın yüzde 40'ı dahil olmak üzere 68'den fazla ülkeyi kapsıyor. Bu inisiyatifi kabaca iki bölüme ayırabiliriz: Kapsadığı alan ve projenin ardındaki fikir. 

Kuşak ve yol girişimini en kısa şekilde “Avrasya ve Pasifik'te birbiriyle bağlantılı ticaret anlaşmaları ve altyapı projeleri topluluğu” olarak tanımlamak da mümkün. Karada “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” ve denizde “21. Yüzyılda Deniz İpek Yolu.

Kuşak ve Yol girişimi yeni liman, otoyol ve demir yolları ile bağlanarak küresel ticareti yeniden şekillendirme hedefine yönelik yoğun bir stratejik erişim isteğini gösteriyor. Dolayısıyla bu proje sadece ekonomik bir proje değil. Ülkelerin kırılgan ekonomileri ve zayıf altyapılarından yola çıkıp diğer güvenlik açıklarını da ele alarak Çin'in dış politikasında "inşacı" bir tasarıyı hedefliyor.  Çin, yirmi yılı aşkın bir süredir hızlı büyümesiyle, boyutuna ve gücüne göre düşük bir diplomatik profil çizdi. Önümüzdeki yıllarda, Çin’in diplomasisi yeni fikirlere ve taktiklere ihtiyaç duyacaktır. Kuşak ve Yol girişimi işte burada önem kazanıyor. Bu girişimi inşacı bir perspektiften incelemek konuyu anlamak açısından yararlı olabilir. Yapan-yapı arası ilişkiden hareketle Çin'in ortaya koyduğu bu maddi gücün ona yüklenen anlamdan daha az önemli olduğunu söylemek mümkün. Burada inşa edilen Çin'in dirilişi, geri dönüşüdür diyebiliriz. 

Ekonomik anlamda Çin’in yeni pazarlara açılma ihtiyacının önemli bir motivasyon kaynağı olduğunu belirtmek gerekiyor. Diğer yandan politik amaç olarak Çin’in geçmişteki tarihi statüsünü bu proje ile yeniden tesis etmeye çalıştığını söylemek de mümkün. Çin her ne kadar projenin sadece ekonomik amaçlar taşıdığını açıklasa da söz konusu projenin ardında yer alan Çin’i yeniden “merkez ülke” yapma iştahının önemli olduğu görülmektedir.

Projelerin çoğu Asya'da yoğunlaşmasına rağmen Çin girişimi doğal etki alanının ötesinde genişlemiş durumda. Bu da stratejik açıdan ulaşması zor olan bölgelere ulaşmasını ve ticari, politik, güvenlikle ilgili savunmasını daha derin bir alanda kurmasını sağlıyor. Yunanistan'ın Pire limanının büyük bir hissesine sahip olan Çin aynı zamanda Balkanlar'da yoğun bir otoyol inşa faaliyetine girişti. Öte yandan Afrika kıtasındaki ülkeleri demiryolları ile birbirine bağlamakla meşgul. Yine yakın zamanda kuzeyden “arktik” ipek yolunu oluşturmaya çabalıyor ve nükleer buz kırıcı gemilerle Süveyş kanalının önemini azaltacak ve seyahat süresini kısaltan hatlar üzerinde çalışmaya devam ediyor. Yakın zamanlarda nakliye süresini yarı yarıya azaltan bir kargo gemisi seyahati sorunsuz gerçekleştirilmiş durumda.

Jeopolitik Rekabet Kaçınılmaz mı?

ABD'nin paniklemesi biraz da bu yüzden. Rusya ve özellikle İsrail projeye yatırım yapmaya devam ediyor ve artık uzmanlar Kuşak ve Yol girişiminin ekonomik ve politik anlamda bir "game changer" (oyun değiştirici) olduğunu ve olacağını kabul ediyorlar. Dolayısıyla ciddi bir jeo-politik rekabetin yaşanacağını söylemek abartı olmayacaktır.

Kuşak ve Yol girişimi kapsamında ülkelere ihtiyaç duyulan altyapı finansmanı sağlamayı ve uluslararası pazarları Pekin'e bağlayarak küresel ticareti yeniden dizayn eden, şu ana kadar 500 milyar dolarlık bir harcama yapılan "stratejinin" karşısında ABD'nin bir karşı stratejisi yok. Çin'in Kuşak ve Yol girişimi kapsamında çoğunluğu Asya'da olmak üzere 210 milyar dolar düzeyinde yatırım yaptığı tahmin ediliyor.


ABD ile olan ticaret savaşları bağlamında okunduğu zaman, Çin’in özellikle ilk aşamada bölgesel ve daha sonra küresel bir hegemonik dönüşümü politik alanda ŞİÖ, ekonomik alanda ise Kuşak ve Yol girişimi ile başlattığı söylenebilir. Kuşak ve Yol girişimi ilk zamanlarda çeşitli fırsatları barındıran çekici bir model iken artık pek çok ülkenin hoş karşılamadığı bir Amerikan modelinin tek geçerli alternatifi olma yolunda ilerlemektedir.

Batı’nın Yeni Çin Söylemi: “Borç Tuzağı” Diplomasisi

Bir çok analiste göre Kuşak ve Yol girişimi projesi aynı zamanda Çin için büyük bir kumar. Bölgedeki ülkeler birçok sorunla karşı karşıya. Çin bu ülkelerde güvenliği sağlamak zorunda kalabilir. Rusya gibi "derin rakipler" bayrak açabilir. Dolayısı ile Çin'in işi zor. Rusya da Kuşak ve Yol girişiminin kendi nüfuzuna etkisini hesap ediyor. Stratejik açıdan bir denge yakalamaya çalışıyor. Çin'in verdiği kredilerin ve yaptığı yatırımların bir süre sonra siyasi ve ekonomik baskı aracı haline geleceğinden dolayı çekiniyor. Orta Asya, Afrika ve Güneydoğu Asya'da, Kuşak ve Yol girişimin hedef aldığı birçok kilit ülke ekonomik ve siyasi istikrarsızlık ve yolsuzluğa eğilimli gibi görünüyor.

Bununla beraber özellikle Batı basınında son zamanlarda çok çıkmaya başlayan “borç tuzağı diplomasisi” (debt trap diplomacy) başlıklı yazılar mevcut. Bu yazıların temel mantığı Çin’in bölgede kırılgan ekonomilere sahip ülkelere borç verip daha sonra bu borcu ödeyemeyeceği noktada ülkedeki projeleri tamamen satın aldığı şeklinde. Sri Lanka’da yer alan liman projesinde Sri Lanka borcunu ödeyemeyince söz konusu liman Çin tarafından 99 yıllığına kiralanmıştı. Yine Afrika’da Zambiya ve Kenya gibi ülkelerde Çin’in benzer görüşmeleri yürüttüğü iddia ediliyor. Ancak bu örnekler ışığında Kuşak ve Yol girişimini tamamen bir “tuzak” olarak nitelemek hem manipülasyona hem de kolaycılığa kaçıyor.

Büyük ekonomik sorunlar yaşayan Yunanistan’ın Pire limanı örneği bu söyleme karşılık örnek olarak verilebilir. Pire limanı Kuşak ve Yol girişimi projesi kapsamında son derece önemli bir pozisyonda. Çinli firma Cosco Group, 2052 yılına kadar limanın yüzde 66'lık hissesine ve ruhsat haklarına sahip durumda. Ayrıca geçmiş dönemlere göre limanın hareketliliği çok artmış ve giderek de artmaya devam etmektedir. Ancak bu da tabi projenin tamamen “ticari” bir niyet üzerinden hareket ettiğinin kanıtı olarak gösterilemez. Yani buraya da bir şerh koyabiliriz. Bu noktada söz konusu projenin ya da girişimin küresel yapı açısından ortaya çıkardığı fırsatların ve tehditlerin doğru analiz edilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Kuşak ve Yol Girişiminin Güvenliği: Çin’in Askeri Üsleri

Bu arada Kuşak ve Yol girişimi Çin’in terörle mücadele çabalarının önemini de artıracaktır. Girişimin karasal kısmının çoğu Orta Asya'dan geçecek. Bu durum bölgedeki Çinli işçilerin sayısını ve beraberindeki güvenlik risklerini de artıracak bir durum ortaya çıkaracaktır. Bu nedenle Çinli işçilerin yurt dışında korunması Çin hükümeti için giderek artan bir endişe kaynağı haline gelmiş durumda. Cibuti’de açılan askeri üsse yenileri eklenebilir. Özellikle Afganistan’da bulunan Wakhan koridoru bu anlamda Çin için bir risk kaynağı durumunda. Hatta Çin ve Afganistan’ın burada kurulacak müşterek bir askeri üs konusunda görüşmeler yürüttüğü de bir dönem basına yansıyan konular arasında yer alıyordu. Çin’in özellikle radikalizmin önlenmesi konusunda avantajlar kazanmak için Afganistan ve Pakistan arasında bir mekik diplomasisi yürüttüğü de biliniyor. Ayrıca Kuşak ve Yol girişiminin en önemli koridorlarından birisi olan Çin Pakistan Ekonomik Koridorunda (CPEC) tahminen 13 bin Pakistan askeri güvenlik için görevlendirilmiş durumda. Bu sayının yakın bir zamanda artması bekleniyor.


Aslında dikkatle bakıldığında özellikle Orta Asya’da ve Afganistan’da Çin’in bölgedeki diğer askeri unsurlara güvenlik açısından ihtiyacı olduğu söylenebilir. Mesela Afganistan’da ABD askeri varlığının azalması Çin açısından küresel hegemonya açısından olumlu gibi görünse de öte yandan bölgede radikal unsurların yeniden aktive olması Çin açısından ciddi bir güvenlik sorunu yaratacaktır. Yine aynı şekilde Orta Asya’daki askeri unsurlar ile Çin güvenlik anlamında ortak çalışmaya zorunludur. Yakın zamanda gerçekleşen ve sona eren Vostok 2018 adlı askeri tatbikata Çin askeri unsurlarının katılması da bunu teyit etmektedir. Dolayısıyla Kuşak ve Yol girişiminin uygulanması ciddi bir güvenlik maliyetini de beraberinde getirmektedir. Bu maliyet muhtemelen projenin içinde yer alan diğer devletlerin katkısı ile çözülebilir ancak ciddi istikrarsızlık durumlarında Çin’in müdahaleci bir tavır içine girmesi beklenebilir. 2016 yılında Çin’de onaylanan terörle mücadele yasasının 7. Maddesi, Halk Kurtuluş Ordusu (PLA) ve diğer Çin güvenlik güçleri mensuplarının, ilgili ev sahibi ülke tarafından onaylanması halinde yurtdışında terörle mücadele görevlerini yerine getirmelerine izin veriyor.

Marshall Planı mı Yeni Sömürgecilik mi?

Yine özellikle batı basını tarafından yeni Marshall planı ya da yeni sömürgecilik olarak yaftalanan proje ciddi bir baskı altına girmiş durumda. Marshall planı ile karşılaştırmak doğru değil çünkü gerek tarihsel koşullar ve gerek iki proje için harcanan paralar konusunda ciddi farklılıklar mevcut. Marshall planı için ABD tarafından o dönem harcanan para bugünün değeri ile 130 milyar dolar civarında bir rakama tekabül ediyor. Oysa Kuşak ve Yol girişimi için proje tamama erdiğinde ortalama 1 trilyon dolar düzeyinde bir meblağdan bahsediliyor.

Kuşak ve Yol girişimi ile ilgili tartışmalar devam ediyor ve projenin geleceğinde daha da keskinleşerek devam edecek gibi görünüyor. Batı söz konusu projeyi yukarda değinildiği gibi borç diplomasisi, yeni-sömürgecilik ve yeni Marshall Planı olarak itham etmiş durumda. Buna karşılık Çin tarafında da ciddi bir entellektüel hareketlilik söz konusu. Çinli düşünürler, yazarlar,think thankler vs. de konu hakkında sürekli fikri bir üretim içerisindeler. Çin tarafı projenin küresel ihtiyaçlar ve altyapının ilacı olarak görüyor. Ayrıca Çin tarafı Kuşak ve Yol'u Çin'in ilerde gireceği kaçınılmaz jeo-politik rekabet içerisinde elindeki en önemli enstrüman olarak değerlendiriyor. Bunun yanında yeni bir uluslararası ilişkiler türünün inşasında önemli bir unsur olacağını ekliyorlar.

Çin tarafında özellikle kırılgan ekonomiler ile yapılan sözleşmelerde finansal ve endüstriyel anlamda yerel ihtiyaçlara odaklanan daha spesifik sratejiler geliştirilmesi tartışma konularının başında geliyor. Batı, Kuşak ve Yol girişimini bir küresel hakimiyet projesi olarak nitelendirirken Çinli bazı düşünürler kuşak ve yol girişiminin bilinçsiz büyümesinin küresel hakimiyeti elde etmekten ziyade bölgesel hakimiyeti deforme edebilecek konjonktür yaratabileceği konusunda uyarıyorlar. Sonuç olarak Çin'in kuşak ve yol girişimi ile ilgili tartışma platformlarını çeşitlendirmesi ve her ülkeyi eşit bir şekilde dinleyerek var olan sorunlara çözüm araması projenin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve söz konusu ülkelerin alt yapı sorunlarına çözüm üretmesi açısından önem taşıyor.

Ülkeler bazında finansal sorunları ile beraber Kuşak ve Yol girişimi, dünyanın ekonomik ticaret tarihini değiştirmeye hazırlanıyor. Tüm bu bölgenin geleceği ve özellikle de Asya'nın yükselişine katkıda bulunacağı muhakkak. Ancak sürecin yine de yoğun analize ihtiyacı var. ABD’nin kuşak ve yol girişimi konusunda kapsamlı bir algı yönetimi yürüttüğünü söylemek mümkün. Çin'in devlet medyasının yanında ana akım ve alternatif medya konusunda yeni stratejiler geliştirmesi gerekiyor. Söz konusu proje bir ticaret inisiyatifi olmasından ziyade uluslararası güvenliği etkileyecek derecede önemli ancak "tesiri belirsiz" bir karakteristiğe sahip sosyo-politik bir fay hattı görünümünde.

Çin hükümeti bu tarz büyük projeleri finanse etmek için Asya Altyapı ve Yatırım Bankasını ve 40 milyar dolarlık bir İpek Yolu Fonu kurdu. Ancak kuşak ve yol girişimi bölgeler arası politik koordinasyon konusunda sıkıntıları olduğu görülüyor. Şanghay İşbirliği Örgütü, Çin-Arap Devletleri İşbirliği Forumu, Çin-Afrika İşbirliği Forumu ve 16 + 1 platformu gibi mevcut siyasi organizasyonlar projenin yönetişimi konusunda istenen verimi sağlayamıyor.

Çin'in bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselişi yeni fırsatlar ortaya çıkarırken, aynı zamanda ciddi bir güvenlik maliyeti ve Çin ekonomik projelerini ile ilgili niyetler konusundaki endişeleri de büyüten yeni zorluklar getiriyor.

Her Hakkı Saklıdır ©
      İşbu Web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve içeriğine ilişkin her türlü ses, yazı içeren bilgi-belge, marka ve her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet site sahibine aittir. İşbu web sitesinin yapısı ve içeriği, sitede bulunan her makale Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır.

      Sitede yer alan bilgilerin çoğaltılması, başka bir lisana çevrilmesi, saklanması veya işleme tutulması da dahil, site sahibinin önceden yazılı iznine tabidir. Bu sebeple işbu sitede yer alan bilgiler site sahibinin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde, çoğaltılamaz, yayınlanamaz, kopyalanamaz, sunulamaz ve aktarılamaz.

Paylaş:

1.09.2018

Avrasya'da Askeri Stratejik Dönüşüm: Vostok 2018



Avrasya jeopolitik açıdan iki bölgesel güç arasında sıkışmış durumda. ABD’nin “satranç tahtası” olarak tanımlanan bu alana zaman zaman müdahil olması ve “çevrelemek” için yoğun çaba harcaması bölgede yaşanan politik kaosu daha da derinleştiriyor. Küresel siyasette keskinleşen ilişkiler ve var olan konjonktürel durum Çin ve Rusya’yı birbirine yakınlaştırırken aynı zamanda ABD karşıtı güçlü bir blokun oluştuğu görülüyor.

Ancak her şey dışardan göründüğü gibi değil. Rusya ve Çin arasında da bir takım sorunların olduğu biliniyor. Özellikle Orta Asya konusundaki bölgesel nüfuz çekişmesi Çin’in “One Belt One Road” projesi ile daha da gerginleşmiş durumda. Rusya her ne kadar projeye destek verme noktasında bonkör davranırken bir yandan da kendi tarihsel nüfuzunu korumanın hesaplarını yapıyor.

Tam da bu jeopolitik karışıklıkların içerisinde Vostok 2018 isimli askeri tatbikata Rusya ve Çin Ordularının katılması Avrasya’da başlayan bu politik ve ekonomik dönüşümün giderek derinleştiğini gösteriyor.



Çin Ulusal Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada, Çin ile Rusya arasında Vostok-2018 veya Doğu-2018 olarak adlandırılan ortak askeri tatbikatın bölgesel barış ve güvenliği sağlama yeteneklerini güçlendireceğini belirtmiş durumda. Uzmanlar ortak tatbikatın iki ordu arasındaki derin karşılıklı güven ve pratik işbirliğini yansıttığını, ancak iki tarafın diğer ülkeleri dışlayan veya hedefleyen bir savunma ittifakı oluşturduğu anlamına gelmediğini belirtiyor.

İki ordu 11-15 Eylül tarihleri arasında, Rusya'nın Trans-Baykal bölgesinde Tsugol tatbikat alanında ortak operasyonlar yapacak. Konu ile ilgili “Tatbikat, herhangi bir üçüncü tarafa yönelik değil, herhangi bir bölgesel durumla da ilgili değil” vurgusu yapılıyor. Rus askeri makamlarına göre söz konusu tatbikat yaklaşık 300 bin Rus askeri, 900 tank ve 1000 uçağın yanı sıra Çin ve Moğolistan birliklerinin yer aldığı 1981 yılından bu yana Rusya'nın en büyük askeri tatbikatı olacak. Çin ilk defa yabancı bir ülkede bu denli büyük bir askeri tatbikata katılacak.

Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Kıdemli Albay Wu Qian "Tatbikatlar Çin ve Rusya'nın kapsamlı koordinasyonunu sağlamlaştırmayı ve geliştirmeyi amaçlıyor" derken Rusya Savunma Bakanlığı Ağustos ayı sonlarında 10 adet Rus Su-35'i Çin'e teslim edeceğini doğruladı ve “askeri teknolojide Çin-Rus işbirliğine ilişkin çalışma plana göre gidiyor” dedi. Uzmanlar askeri tatbikatların Çin ve Rusya arasındaki karşılıklı anlayışı ve güveni artırmanın iyi bir yolu olduğunu ve askeri bir ittifak oluşturma aracı olmadığını söylüyor.

Tam olarak emin değilim ama bu askeri tatbikat için "NATO'nun en büyük kabuslarından birisi gerçekleşiyor" diye değerlendirebiliriz. Çin Ordusunun 1970'li yıllardan beri sıcak muharebe deneyimi bulunmuyor. Bu nedenle Rusya ile yapılan bu tatbikat önem kazanıyor. Pekin'deki yetkililer, manevralarda 3.200 askerin, 900 tankın ve 30 jetin ve helikopterin yer alacağını açıkladılar.


Aslında bu tatbikat önemli bir jeopolitik dönüşümün de habercisi sayılabilir. Rusya'nın bu tarz tatbikatlarında genelde rakip Çin olurken şimdi bir müttefik olarak bu tatbikatlara katılıyor. 1960'lı yıllarda var olan SSCB-Çin sınır çatışmaları tarihe karıştı. Şunu açıklıkla söyleyebiliriz ki Ukrayna meselesinden sonra Rusya, Çin'e çok yaklaştı. ABD'nin bir dönemler korkulu rüyası olan bu jeopolitik durum bugün gerçekleşmek üzere. Rusya ve Çin bir anlamda tek kutuplu Amerikan modeline, stratejik bir ortaklık temelinde muhalefet etmek üzere anlaşmış gibiler.

Rusya ve Çin arasında Orta Asya konusundaki anlaşmazlıkların saklı kaldığı aşikar. Ama jeopolitik bir kırılmanın olduğunu söylemek de mümkün. Global Times gazetesinde yazarlar Guo Yuandan ve Liu Yupeng, “Çin askeri birliklerinin Rus askeri tatbikatlarına katılımı, Çin-Rusya kapsamlı stratejik ortaklığının askeri ve güvenlik alanlarında daha da derinleştiğini gösteriyor” diyor.

Bu arada Çin Ordusunun resmi web sayfasında China Daily menşeli bir yoruma yer verilmiş. Başlığı "Askeri tatbikat yanlış yorumlanmamalı". Yapılan tüm askeri tatbikat ve işbirliğine rağmen Çin tarafının aşırı temkinli yaklaşımının da doğru okunması gerektiğini düşünüyorum. Bu biraz da ABD ile oluşabilecek bir sıcak çatışma riskinden çekinilmesinden kaynaklanıyor.

Sonuç olarak Rusya ve Çin arasındaki yakınlaşma devam ederken Trump’un yeni hamlelerle ticaret savaşlarını gerginleştirmesi beklenebilir. Bu durumun uluslararası güvenliğe etkilerinin de giderek artacağı yorumunu yapabiliriz.

*


Küresel Batı'nın Çin ve Rusya ilişkileri ile ilgili temel olarak iki bakış açısının olduğunu söylemek mümkün. Birincisi ilişkinin bir "imaj" olduğunu ve iki ülke arasındaki uçurumun çok geniş olduğunu savunurken, ikincisi ise Pekin ve Moskova'nın müttefik olduğunu iddia eder. İkinci görüşü savunan mantığın  soğuk savaştan arta kalan bir düşünce ikliminde hareket ettiğini söyleyebiliriz. Onların yaklaşımına göre, dünyanın bütün ülkeleri ya müttefik ya da düşman. 

Çin ve Rusya'nın bir ittifak oluşturduğunu söylemek şu an için zor. İki gücün siyasi ve askeri müttefike dönüştüğü bir küresel düzen çok daha büyük bir etki yaratırdı. Çin ve Rusya gelişmekte olan pazar ülkeleri ve ikisinin de  hedefi hegemonyayı arttırmaktan ziyade kalkınmayı sürdürmektir. Bu iki ülkenin de stratejik bir genişlemeden ziyade ilk aşamada bölgesel bir güç olma hedefi var. 

Birbirleriyle olan işbirliği, temel stratejik öz güven, dış baskıyla bağımsız olarak başa çıkma becerisi ve stratejik hırslara sahip olmadıkları gerçeği bu ülkeleri stratejik müttefik değil ama stratejik ortak yapar. 

Öte yandan filolar kuran, uzay kuvveti kuracağını açıklayan ABD; Rusya ve Çin'i stratejik rakipler olarak tanımlıyor. Hegemonyasını korumanın uğruna küresel ticaretten bile vazgeçebilecek bir hırsa sahip olan bu ülkenin hedefi nedir peki "Stratejik düşmanlık mı?"

*Yazar tarafından 02.09.2018 tarihinde  güncellenmiştir. 

Her Hakkı Saklıdır ©
      İşbu Web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve içeriğine ilişkin her türlü ses, yazı içeren bilgi-belge, marka ve her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet site sahibine aittir. İşbu web sitesinin yapısı ve içeriği, sitede bulunan her makale Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır.
      Sitede yer alan bilgilerin çoğaltılması, başka bir lisana çevrilmesi, saklanması veya işleme tutulması da dahil, site sahibinin önceden yazılı iznine tabidir. Bu sebeple işbu sitede yer alan bilgiler site sahibinin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde, çoğaltılamaz, yayınlanamaz, kopyalanamaz, sunulamaz ve aktarılamaz.

Paylaş:

19.07.2018

Stratejik Rekabetin Küresel Etkileri Üzerine: ABD ve ÇİN




Çin'in karşılaştığı problemleri aşmak için stratejik bir düzeyde "küreselleşmeyi" yeniden düşünmesi gerekiyor. Entegre olmaya çabaladığı sistemi değiştirmek için karşısındaki tarihsel blokun yenilmesi elzem. Bu ise kolay değil. O zaman çözüm manevra mı yoksa meydan okuma mı?

Bundan önceki bir çok örnekte genelde manevrayı bir yöntem olarak kabul eden Çin, sistemik bir değişimin önümüzdeki 20-30 yıl içinde yapay zeka gibi paradigma değiştirici kavramlarla oluşabileceğini değerlendiriyor. Ama bu da güçlü bir argüman değil.

Yapay zekanın bugün geldiği düzeyde nasıl bir katkı sağlayacağı belirsiz. Nasıl bir yöne gideceğini de araştırmaların yoğunluğu ve hedefleri belirleyecek. Çin'in ABD ile olan "küresel mücadelesi"nde unutmaması gereken nokta bu mücadelenin sadece "ticaret" ekseninde olmayacağıdır.

Küresel çapta hegemonik mücadele her zaman politik ve kültürel bir veçheyi de barındırır. Bunlardan yalıtarak "ticaret" alanında savaşırım deme lüksünüz, en azından geçmiş örneklere bakıldığında yok. Yapay zeka gibi devrimsel momentumlar da eninde sonunda üstyapıya bağımlı.

Hasıl-ı kelam böyle bir mücadeleye girişiyorsanız ya da girişecekseniz "politik" bir stratejiniz olmak zorunda. Çin'in politik stratejisinin de "zamanını bekle ve gücünü sakla" temelinde olduğunu düşünüyorum. Sadece ticaret, barışçıl yükseliş ve kazan-kazan modeli çok iyimser.

Yine de Çin’in uzun süre daha “ticaret” alanında bu mücadelesini sürdüreceği görülüyor. Dünya Ticaret Örgütü gibi aslında kendi tarihsel tecrübesine ve ideolojisine uzak olan uluslararası yapıların desteğiyle bu mücadeleyi kazanacağını hesap ediyor. ABD ise bugüne kadar neo-liberal bir iklimde kendisinin işine yarayan bu uluslararası örgütlerin artık ayağında dolandığına ve kendi çıkarlarına hizmet etmediğine inanıyor. Tam da böyle bir kırılma noktasında ilişkilerin nereye gideceği konusunda mebzul miktarda öngörüde bulunulabilir.

Bu iki küresel gücün ilişkilerinin geleceği konusunda bir kaç senaryo ön plana çıkıyor. Bunlardan birincisi Çin'in,  tarifeleri düşürerek ABD mal ve hizmet ithalatını artırması olacaktır. Yani içerideki pazarı daha fazla açacaktır.

İkincisi, Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde ABD ve Çin  müzakere ve politika koordinasyonu geliştirecek ve genişletilecektir. Gelişmiş ülkelerdeki endişelerin giderilmesi için  teknoloji transferi, e-ticaret ve KİT'ler konusunda yeni kurallar getirilecektir.

Üçüncüsü DTÖ küresel ticaretin temel düzenleyicisi olarak hareket etmesine rağmen, belirli ekonomilerin aşırılığı hakkında hiçbir şey yapamayacak. Böylece bugün gördüğümüz ticaret anlaşmazlıkları normalleşecek. Bölgesel ticaret sistemleri popüler hale gelerek artacak.

Dördüncüsü ABD, AB ve Japonya Trans-Pasifik Ortaklığını yeniden canlandırarak yeni anlaşmalar imzalayacaklar. Çin ve ABD kendi yollarına gidecekler ya da gelişmiş ekonomiler Çin'i ticaret ve finansal sistemlerden dışlayacaktır.


Sonuç olarak çok taraflı ticaret sistemi marjinalize olup yok olabilir. Ya da küresel güçler makul çözüm senaryoları üzerinde çalışarak küresel ticareti koruyan çözümlere ulaşabilirler. Rusya ve Çin'i "stratejik rakipler" olarak tanımlayan ABD buna ne der zaman gösterecek. Çin’i rakip gösteren ABD’nin Çin küresel ticaret kurallarını harfiyen uyguladığında kafası karışıyor.

Xiaoping’in “kedinin siyah, beyaz ya da kırmızı olması önemli değildir; önemli olan kedinin fareyi yakalamasıdır.” sözü ABD ve Çin arasındaki ideolojik çelişkilerin üstünü örterken bu alanda oluşabilecek soğuk savaş benzeri bir mücadele alanının silikleşmesine neden oluyor. Belki de ABD’nin en çok hayıflandığı nokta bu olsa gerek.

Paylaş:

8.07.2018

Sosyal Kredi Sistemi, Çin ve 1984



Çin'de test edilen ve 2020 yılı ile beraber tüm ülkede kullanılacağı değerlendirilen "Sosyal Kredi Sistemi" insanlığın yöneldiği gelecek hakkında önemli ipuçları içeriyor. İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nden  Johan Lagerkvist’in, "Hem bireysel davranışları hem de insanların okuduğu kitapların incelenmesi de dahil olmak üzere, hem derinlik hem de kapsam bakımından çok iddialı." dediği proje akıllara George Orwell’in “1984” adlı kitabını getiriyor.

Projeyi ekonomisinde ve toplumunda “güvenilirliği” teşvik etme girişimi olarak tanıtan Çin, Batı tarzı kredi notlarını daha geniş kapsamlı ve müdahaleci önlemlerle birleştiren bir sosyal kredi sistemi ile deney yapıyor. Ancak bu sosyal deney yoğun bir kontrol sürecini gerektiriyor. Sistem; çevrimiçi ödeme sağlayıcıları tarafından hesaplanan sıralamalardan mahallelere veya şirketlere verilen puanlara kadar her şeyi içeriyor. Yüksek ısınma faturalarında ve banka kredilerinde indirimler gibi avantajlar sağlıyor.

Rongcheng’de başlanan sosyal kredi deneyi, geleceğin mikrokozmosu gibi duruyor. 2020 için planlanan kredi sistemi, şehirler, bakanlıklar, ödeme sistemleri,  kütüphaneler ve işyerleri tarafından oluşan bir “ekosistem” olacak. Hepsi görünmez bilgi ağıyla birbirine bağlı olacak.

Leiden Üniversitesi Çin hukuku profesörü Rogier Creemers, 1,4 milyar insanı puanlayan sistemin ne teknik açıdan ne de politik olarak çalışamayacağını söylüyor. Creemers; "Sistem, mevcut kontrolleri ve Çin vatandaşlarının izlenmesini resmileştirerek mevcut bürokratik kontrol biçimlerini genişletecek ve otomatikleştirecektir." diyor. Creemers, daha büyük planda komünist partinin “Çin'i hoş ve kabul edilebilir bir yer haline getirerek” iktidarda kalmaya çalıştıklarını söylüyor. “Bu hayırlı olduğu anlamına gelmez. İnsanları mutlu etmek, güç kullanmaktan çok daha etkili bir araç.” diyor. Sosyolog Zhang Lifan, “Çin hükümeti sıradan insanları izlemek için Çin'i bir polis devletine, büyük bir hapishaneye dönüştürmek için yüksek teknoloji kullanmaya eğilimlidir” diyor.

Çin'in Başkent Üniversitesi Felsefe ve Sosyal Bilimler Fakültesi'nde profesör olan Wang Shuqin, “Dijital ekonominin hızı göz önüne alındığında, insanların birbirlerinin kredi değerliliğini hızla doğrulayabilmeleri çok önemlidir”. diyerek farklı bir açıdan bakıyor.

Sonuç olarak Çin; söz konusu planı insan hayatına entegre etmek ve onlara fayda sağlaması için hem zorlama hem de işbirliği kullanıyor. Sanırım "Orwellian" olan da bu. Önümüzdeki süreçte tüm Çin'e yayılacak olan bu sistem "kontrol" kavramını farklı bir bağlama taşıyor. Biraz da “gramsciyen” bir hegemonya anlayışını ortaya koyan bu proje ile insanlar kendi rızaları (consent) ile sisteme entegre oluyorlar. Yapay zekanın, insanların her hareketini takip eden kamera sistemlerinin bu kadar etkin olduğu bir dünyada söz konusu proje nasıl bir seyir izleyecek dikkate değer.

2017 yılında Çin hükümeti, düşük sosyal kredi notuna sahip olması nedeniyle Çin Lunar Festivali sırasında ailelerinin yanına  seyahat eden altı milyondan fazla kişiye uçak bileti vermeyi reddettiği haberini de not düşelim.

Paylaş:

4.07.2018

Çin'in Dış Politikası Üzerine Bazı Sorular



Çin'in Jinping dönemindeki dış politikasını anlamak için Kemer ve Yol İnisiyatifi (BRI), Asya Altyapı ve Yatırım Bankası (AIIB) ve Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklığın (RCEP) iyi anlaşılması gerekiyor. Bu inisiyatiflerin hem fikri hem de  politik amaçlarının analiz edilmesi elzem. Hatta bu girişimlerin Çin'in Asya'daki ve ötesindeki rolünü nasıl etkileyebileceğine dair sorular sormak lazım.

Bu soruları genişleterek Çin'in Tukidides tuzağına düşüp düşmeyeceğini sorduğumuz takdirde bir başka soru daha ortaya çıkıyor. Çin "revizyonist" bir ülke olarak ortaya çıkabilir mi? Bu sorunun cevabı şu an için olumsuz. Çin "çekingen ve son derece ihtiyatlı" bir yaklaşıma sahip. Bu nedenle her ne kadar askeri yatırımlara sahip olsa da sıcak çatışmalara son derece mesafeli ve uzun süre de buna direnecektir.

Çin, ABD ile devam eden hegemonik mücadelesinde uzun süre diplomatik yolları kullanmayı deneyecektir. Onlar için diplomasi "stratejik ilkenin  detaylandırılmış hali" diyebiliriz. Sürekli detay ve müzakere. Şifre bu. Daha doğrusu "gücünü sakla ve zamanını bil" şeklinde özetleyebileceğimiz proaktif bir dış politika söz konusu. Çin aslında küresel düzeni devirmek ya da bozmak için çalışmıyor. Çin, mevcut uluslararası düzen içerisinde Çin yükselişinin mümkün ve kolay olduğunu biliyor.

Burada şunu da eklemek gerekiyor ki Çin'in inisiyatifleri ve hamleleri her ne kadar bölgesel gözükse de "küresel sonuçları" üreten bir dinamiği de içinde barındırıyor dersek sanırım abartmış olmayız. Trans-Pasifik, bu küresel sonuçları kabul edemiyor. Asya Pivotu, Pekin’in bölgenin normatif ve kurumsal hatlarını şekillendirme kapasitesini engellemeyi amaçlıyor. Trump bunu açıkça ifade ediyor ve bundan vazgeçmeyeceklerine dair sürüyle emare var.

Çin dikkatli bakıldığında uluslararası düzenin çoğulcu bir anlayışını benimsiyor. Yani; devletler kalkınma ve modernite için kendi yollarını aramalı... Bu aynı zamanda homojenleştiren küreselleşmeye karşı da bir meydan okuma... Ama mümkün mü? Soru bu.

Çin'n son dönem dış politikasında önemli bir enstrüman haline gelen OBOR (One Belt One Road) Çin için büyük bir kumar. Bölgedeki ülkeler birçok sorunla karşı karşıya. Çin bu ülkelerde güvenliği sağlamak zorunda kalabilir. Rusya gibi "derin rakipler" bayrak açabilir. Dolayısı ile Çin'in işi zor.

Çin'in dış politikasında Konfüçyüs anlatının emarelerini bulmak mümkün. Bu Neo-Konfüçyüs anlatı, Çin'in küreselleşme dostu diplomasi  pratiğini teşvik ediyor, aynı zamanda Çin'in ekonomik kalkınması ve dış politika çıkarlarına öncelik veren bir omurga olarak ortaya çıkıyor. Daha açık bir ifadeyle, neo-Konfüçyüs anlatı uluslararası düzeyde liyakat ve ahenk peşinde olma fikrini tahkim ediyor. Çinli liderler tarafından Batılı fikirlere ve onlarla ilişkili uluslararası düzene normatif bir alternatif olarak sunuluyor. Bunu netleştirmek lazım.

Küreselleşme, dünyada eşitsizliğin artmasına katkıda bulundu. Bu da, popülizmin yükselişini ve mevcut demokratik rahatsızlığı körükledi. Trump'un seçilmesi ve Brexit bu fenomenin en önemli iki etkisi olarak okunabilir. Çin, küresel ekonomik yönetişime Batı yaklaşımının dayandığı temel varsayımlara meydan okuyor. Birincisi, Çin, liberal demokrasinin modernleşme için vazgeçilmez bir unsur olmadığını iddia ediyor. İkincisi, Batı'nın "güçsüzlüğünün" ekonomik küreselleşmeye bir tehdit olarak ortaya çıktığını iddia ediyor. Popülizmin ve korumacılığın yükselişi, demokratik sistemin zayıflığının semptomları olarak değerlendiriliyor.

Sonuç olarak Çin'in ontolojik anlayışı ve algılayışı son derece farklı. Burada batıcı ontoloji ve epistemolojinin, doğunun ontolojisi ile çarpışması sonucu belirleyecek. Bu sonuç dünya barışına ve düzenine katkı yapar mı yapmaz mı bir başka soru da bu...

Paylaş:

28.06.2018

Küresel Ticaret Savaşı ve Meşruiyet Krizi



ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşları tırmanmaya devam ederken ABD tarifelerinin vurduğu ülkelerin listesi de giderek uzamaya devam ediyor. Çin, AB, Brezilya, Kanada, Hindistan diye uzayan listeye yeni ülkeler her an eklenebilir. ABD'nin bu hamlelerine şu anda karşı hamle yapan yönetimler küresel bir ticaret savaşının ateşini yakar mı? ABD bu yolla müzakere gücünü arttırdığını düşünüyor ama diğer yandan bu yeni normal kendisine de ciddi zararlar verebilecek potansiyele sahip.

ABD Başkanı Trump yabancı kaynaklara daha az bağımlı olan emtia zincirleri yaratmak için ABD sanayisini desteklemeye ve bunu yerel düzeyde yeniden genişletmeye dönük politikalar takip ediyor. ABD ekonomisinin ekonomik temellerini yeniden ele alması doğal karşılanabilir ancak diğer ülkelerin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmadan hızlı, ani ve korumacı önlemler almak mantıklı yöntemler ve stratejiler gerektirir.

Bu ticaret gerilimi ABD'nin ekonomik ve jeopolitik ortaklarının gözünde meşruluğunu kaybetmesine neden olacaktır. Neo-liberal tarihsel blokun öncüsü kabul edilen ve bu bağlamda kurduğu hegemonyasını özellikle Sovyetlerin dağılmasından sonra tahkim eden ABD'nin son zamanlarda ciddi bir meşruiyet krizi içerisine girdiğini söylemek mümkün. Bu ticari gerilimin böyle devam etmesi durumunda problemlerin daha da derinleşeceği ve neo-merkantilist ekonomik politikalara dönüş yapılabilecek bir küresel zeminin ortaya çıkabileceğini söyleyebiliriz. Bu da dengesiz bir bağımlılık ilişkisi içerisinde olan ülke ekonomilerini batırabilir.

ABD'nin bu yaklaşımını sürdürmesi diğer yandan Çin'in Bir Yol Bir Kemer inisiyatifinin ticari gelirimden zarar gören ülkeler için bir alternatif olarak algılanmasına neden olacaktır. Çin'in giderek uluslararası talebi rahatlıkla karşılayabilecek bir pazar haline gelmesi ticari gerilim sonucunda uzun vadede Washington'u Çin'den daha fazla etkileyebilir.

Ancak bundan da önemlisi ABD'nin uluslararası meşruiyetini ciddi anlamda kayba uğratabilir. G7 zirvesinde verilen fotoğraf da bunun yakın zamanda beliren bir işaret olarak algılanabilir.

Sonuç olarak tarihin bu zamanları hegemonik dönüşümün yaşanacağı ana yaklaştığımızı göstermektedir. Küresel güçlerin daha stabil ve düşük düzeyli hamleler yapması hem küresel ticaret hem de kendi meşruiyetleri açısından önem arz etmektedir.

Son günlerde yapılan Mattis-Jinping zirvesi ve Çin’in Bir Yol Bir Kemer konusunda daha düşük düzeyli ve az müdahaleci olan bir ajandayı takip etmesi ilişkileri normalleştirme yönünde atılan adımlar olarak görülse de bu tarz güçler arasındaki belirsizliklerin ne zaman mobilize olacağı ve çatlaklar meydana getireceğini tahmin etmek güçtür.

Paylaş:

21.06.2018

Şangay Ruhu ve Yeni Bir Uluslararası İlişkiler Türü




Şangay İşbirliği Örgütü (SCO) 9-10 Haziran tarihlerinde Çin’de yaptığı zirve ile önümüzdeki dönemde bu uluslararası örgütün önemli bir analiz konusu olacağını göstermiş bulunuyor. ŞİÖ, küresel ekonominin yüzde 20'sini ve nüfusun yüzde 40'ını oluşturuyor.

Resmi istatistikler, ŞİÖ’nün altı kurucu üyesinin birleşik GSYİH'sının 2017 yılında 12.63 trilyon ABD Doları'na ulaştığını ve 2001 yılında yedi kattan fazla arttığını gösteriyor. Aynı dönemde toplam ticaret hacmi de 7 kattan fazla büyüyerek 2017 yılında 4,9 trilyon dolara ulaşmış durumda. Bu rakamlar Hindistan ve Pakistan'ın katılımından sonra daha da arttı.

2018'in ilk çeyreğinde, Çin ile diğer ŞİÖ üyeleri arasındaki ticaret hacmi yıllık % 20,7 arttı. Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü Gao Feng, Çin'in diğer ŞİÖ üyesi ülkelerdeki yatırımının ilk çeyrekte 84 milyar dolara ulaştığını ve çok sayıda büyük enerji, madencilik ve sanayi projesinin sorunsuz ilerlediğini söyledi.

“Yeni Bir Uluslararası İlişkiler Türü”

Söz konusu zirvede 17 yıllık örgüt "bölgesel işbirliği için yeni bir model" olarak nitelendirildi ve küresel zorluklarla nasıl başa çıkılacağına dair fikirler paylaşıldı. ŞİÖ üyesi ülkeler, zirve sonrası yayınlanan tebliğde küresel ekonomik yönetim sistemini geliştirmenin, Dünya Ticaret Örgütü ile çok taraflı ticaret mekanizmasını sağlamlaştırıp geliştirmenin ve açık bir dünya ekonomisi oluşturmanın önemini vurguladılar. Kazakistan, Kırgızistan, Pakistan, Rusya, Tacikistan ve Özbekistan, Çin tarafından önerilen Bir Yol Bir Kemer inisiyatifi için desteklerini tekrar teyit ettiler.


Özellikle Jinping’in kullandığı söylem önümüzdeki dönemde ŞİÖ’nün üstleneceği roller hakkında bir fikir veriyor. Jinping; "Şanghay Ruhu tarafından yönlendirilmeli, ortak bir geleceğe sahip bir SCO topluluğu oluşturmak için yakın bir şekilde çalışmalıyız, yeni bir tür uluslararası ilişkilere doğru ilerleyeceğiz ve kalıcı bir barışa sahip, temiz ve güzel bir dünya inşa etmeliyiz.” diyor.

Burada “yeni bir uluslararası ilişkiler türü” olarak kullanılan ifade uluslararası sistemin anarşik yapısına alternatif bir söylem geliştirmesi bağlamında önem kazanıyor. Jinping’in "Soğuk Savaş zihniyetini ve bloklar arasındaki çatışmayı reddetmeli ve diğer ülkelerin güvensizliği pahasına kendi kendine mutlak güvenlik arayışına karşı çıkmalıyız" sözleri anarşik bir uluslararası sistem tahayyülüne meydan okuyor. Realist bir uluslararası sistem okuması yerine inşacı bir perspektife olanak tanınmasını öneren Jinping’in Çin’i gökyüzü altında uyumun (tianxhi) sürdüğü yeni bir modele dönüştürmek istediği görülüyor.

“One Belt One Road İnisiyatifinin Güvenliği”

Bu zirvede Çin tarafından ŞİÖ kapsamında 2000 kolluk yetiştirilmesi ve One Belt One Road inisiyatifinin bölgesel ve küresel işbirliği anlamında sürekli vurgulanması somut bazı öneriler olarak dikkat çekiyor. Ayrıca örgütün NATO benzeri bir güvenlik fonksiyonu kazanmak için işaretleri verdiğini söylemek de mümkün. Rus lider Putin de terörle mücadelenin ŞİÖ’nün önceliklerinden biri olduğunu ve örgütün bölgesel istikrarı geliştirmek için daha fazla önlem alması gerektiğini dile getiriyor. Diğer yandan One Belt One Road kapsamında yapılan yatırımların güvenliği meselesi de Çin için giderek önem kazanan bir başka sorun.

Ayrıca ŞİÖ, Inter-Bank Konsorsiyumu bünyesinde 30 milyar dolar (4.7 milyar ABD doları) özel kredilendirme tesisi kuruyor. Bu da ŞİÖ içerisinde yer alan devletlerin aynı zamanda büyük bir kredi havuzundan yararlanacakları anlamına geliyor.


Çin; küresel ekonomik, sosyal ve güvenlik sorunlarına nasıl yaklaşılacağı konusunda vizyoner, bir öneriler paketi sunuyor ancak bunun var olan küresel sistem içerisinde nasıl yapılacağı konusu bir muamma. Ancak şunu söyleyebiliriz ki Çin dünyadaki büyük bir ülke statüsünü sağlamlaştıran ciddi uluslararası yükümlülükler üstlenmeyi hedefliyor.

Mesela Saint Petersburg Üniversitesi'nde Doğu Çalışmaları Fakültesinden bir öğretim üyesi olan Maria Guleva, Xi'nin inovasyon, koordinasyon, çevre, açıklık ve ortak kalkınma konusunda önerdiği teorilerin, Çin'in küresel bir güç olarak uluslararası yükümlülüklerini yerine getirdiğini gösterdiğini söylüyor.

“Şangay Ruhu ve Hegemonik Dönüşüm”

Jinping "beş perspektif" öneriyor; kalkınma, güvenlik, işbirliği, uygarlık ve küresel yönetişim.
Şanghay Ruhu; karşılıklı güven, karşılıklı yarar, eşitlik ve danışma gibi temel ilkeleri içeriyor. Medeniyetler çatışması, Soğuk Savaş ve sıfır toplamlı oyun zihniyeti gibi eski kavramları aştığı iddia edilen kavramın yeni bir uluslararası ilişkiler türü ve akabinde yeni bir uluslararası sistem önerdiğini söylemek sanırım abartı olmaz.

Burada Çin’in önermiş olduğu Şanghay Ruhu, yeni bir uluslararası ilişkiler türü gibi kavramlar küresel hegemonya mücadelesi ve günümüzdeki ABD ile olan ticaret savaşları bağlamında okunduğu zaman, Çin’in özellikle ilk aşamada bölgesel ve daha sonra küresel bir hegemonik dönüşümü politik alanda ŞİÖ, ekonomik alanda ise One Belt One Road inisiyatifi ile başlattığı söylenebilir. Buna askeri güç anlamında bir perspektif katmak isteyecekleri, Çin’in askeri ve yapay zeka konusundaki çalışmalarını yoğunlaştırmasından anlaşılabilir.


Uluslararası sistemin nasıl bir yöne doğru gideceği, Çin'in ABD ile devam eden küresel hegemonya mücadelesinin nasıl evrileceği, bundan sonra atılacak adımların ve yapılacak hamlelerin hangi teorik zemin üzerinden anlaşılabileceği gibi sorular önemini korumaya devam edecek gibi görünüyor.


Paylaş:

14.06.2018

Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru ve Afganistan



Bir Yol, Bir Kuşak (One Belt, One Road), Çin'in uluslararası ticareti teşvik etmek amacıyla ticaret yollarını yeniden canlandırmak için geliştirdiği politik, ekonomik ve uzun dönemli bir strateji.Çin’in ekonomik menfaatlerini arttırması bir yana politik ve askeri gücünü de arttıracak ve genişletecek bir momentuma sahip.

Söz konusu girişim politik ve ekonomik bir istikrarsızlık içerisinde debelenen ve Taliban sorunu ile yeniden sert bir şekilde karşılaşan Afganistan için dönüştürücü etkilere sahip olabilir. Afganistan ve Çin arasındaki ortak ticaret konseyi danışmanı Mohammad Yusuf Rahnaward, “Bu tür projeler Afganistan ve Çin için kazan-kazan projeleri” diyor. Birçok analist Afganistan’ın altyapı sorunlarını çözmesi için bu fırsattan yararlanması gerektiğini ve projenin bir parçası olması gerektiğine inanıyor.

Jinping, Çin'in, Bir Yol Bir Kuşak İnisiyatifinin inşasına katılması noktasında Afganistan'ı destekliyor. Ayrıca 9-10 Haziran tarihlerinde Şanghay İşbirliği Örgütü (SCO)’nun zirvesine katılan Afganistan Devlet Başkanı Mohammad Ashraf Ghani de Afganistan'ın Çin tarafından önerilen Bir Yol Bir Kuşak Girişimi ve bölgesel işbirliğini güçlendirmeye yönelik diğer önerileri desteklediğini, Çin ile ortaklığı yoğunlaştırmaya istekli olduğunu belirtiyor. Ghani aynı zamanda Şanghay İşbirliği Örgütü (SCO)'nun terörle mücadelede işbirliği ve bölgesel bağları güçlendirmek için önemli bir platform olduğunu da düşünüyor.



"Hedef Güvenli Bir Afganistan"

Afganistan, SCO'nun gözlemci bir ülkesi. Ghani "Amacımız, Afganistan'ı Doğu Asya, Orta Asya, Batı Asya ve Güney Asya arasındaki bir kara köprüsüne çevirmek" diyor. Ghani ayrıca terörle mücadele konusunda Afganistan’ın bir ön cephe olduğu tespitini yapıyor. Ülkede barışı sağlama konusunda SCO-Afganistan Temas Grubu 2005 yılında ülke arasında bir danışma mekanizması olarak kuruldu. Hatta Çin 28 Mayıs'ta Pekin'deki dışişleri bakan yardımcısı seviyesinde grubun toplantısına başkanlık etti. Çin’in Güney Asya konusunda “hassas” olmasının temelinde güvenlik endişelerinin olduğunu söylemek mümkün. Çünkü bölgenin istikrarsızlığı aynı zamanda Çin’in jeopolitik ve ekonomik nüfuzuna da zarar veriyor. Çin’in en önemli amacı 54 milyar dolarlık Çin-Pakistan ekonomik koridoruna Afganistan’ı da dahil etmek.

Güvenli bir Afganistan hedefleyen Çin’in son üç yıl içinde Afganistan’a 70 milyon dolardan fazla askeri yardım sağladığı tahmin ediliyor. Afganistan’ın uzak ve dağlık bölgesinde bulunan “Wakhan Koridorunda” Çin ve Afgan devriyelerin gezdiği ve Çin’in buraya askeri bir üs kuracağı iddia edilse de Çin Savunma Bakanlığı bu iddiaları reddediyor. Wakhan koridoru Çin açısından son derece önemli çünkü buradan terör amaçlı geçişlerin olduğu değerlendiriliyor. Bu nedenle güvenlikleştirilmesi Çin için önem arz ediyor. Afganistan'da operasyonel bir üs, Çin'in ülkede daha büyük bir rol oynama niyetinin de ciddi bir göstergesi olacaktır.

Afganistan’ın güvenliği açısından Çin’in bir başka önemi de Taliban ile yapılan görüşmeler. Pakistan’ın Taliban üzerindeki etkisini kullanarak Afganistan ve Taliban arasında kalıcı bir barışın sağlanması aynı zamanda ülkenin de söz konusu Bir Yol Bir Kuşak girişimine katılımını kolaylaştıracağı tahmin ediliyor. Pekin'deki mevcut korku, Afganistan ve Orta Asya'nın, radikal örgütler tarafından verimli bir zemin olarak kullanılabileceği ve Orta Asya'daki radikalleşmenin yükselişiyle bu söylemler daha da güçlendi.


"ABD ve Çin Hayati Bir Güvenlik Çıkarını Paylaşıyor."

Ancak Afgan-Pakistan ilişkilerinin karmaşık doğası Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC)'in potansiyel genişlemesinde büyük bir engel olarak ortada duruyor. Washington ve Afganistan tarafından Taliban ve Haqqani Network ile bağları olduğu iddia edilen Pakistan’a geçtiğimiz yıl içerisinde harekete geçmesi için büyük bir baskı uygulandı. Özellikle Ghani dönemi Afganistan ile Pakistan arasında ciddi problemler mevcut. Burada düğüm Washington’un yakacağı yeşil ışık ile çözülebilir. ABD maliyet altına girmeden Afganistan’ın altyapı sorunlarının çözülmesi ve ekonomik olarak kalkınmasını bölgedeki istikrarsızlığa son vereceğinden ötürü isteyecektir fakat Çin’in bu koridor ile bölgedeki hegemonyasını genişleteceği ve uzun vadede kırılgan bir finansal yapıya sahip olan Afganistan’da “hükümran” etkilere sahip olacağı da bir başka gerçeklik olarak beliriyor. Bu nedenle ABD burada ikircikli bir tutum izleyebilir. ABD ve Çin aslında burada hayati bir güvenlik çıkarını paylaşıyor: Afganistan'ın, IŞİD ve El Kaide gibi gruplara zemin olmasını engelleyecek bir ülke olarak istikrarlı hale geldiğini görmek.

Diğer yandan Hindistan da Afganistan’da hastane, baraj ve yol yapımına yardımcı olmak için teklifler yapıyor. Çin ile “derin bir rekabet” içerisinde bulunan Hindistan’ın burada jeopolitik bir rekabet için yarışması son derece olası. Bu nedenle Çin bölgesel bir strateji belirlemiş durumda ve oyunu buna göre oynuyor. Pekin aynı zamanda bölgedeki ülkeler arasında sıkı bir arabulucu diplomasi yürütüyor.

Uzun vadeli bir perspektiften bakıldığında, Pakistan ve Afganistan üzerinden bir ticaret yolu kurmak, doğrudan Çin'in ticaretini kolaylaştırarak İran'ın şu andaki petrolünü alıp önemli iki yönlü ticarete sahip bir konsept ortaya çıkaracaktır. İran'a doğrudan ticaret yolu kurmak, daha sonra Türkiye ile ticareti arttırmak için de kapıları açacaktır.

Sonuç olarak Afganistan, Çin açısından jeopolitik olarak önemli bir pozisyonda bulunuyor. Ancak Çin-Pakistan Ekonomik Koridorunun başarılı olabilmesi Afganistan ve Pakistan’ın işbirliğine girmesi ve Hindistan ile Çin arasındaki sorunların çözümüne bağlı görünüyor. Bunların da kısa vadede çözülmesi yüksek bir olasılık değil ancak Afganistan’ın istikrarlı ve stabil bir ülke olarak yeniden inşası için başka da bir şansı olmadığı fikri giderek güç kazanıyor.


Kaynakça:
“China’s Military Base in Afghanistan”, https://thediplomat.com/2018/01/chinas-military-base-in-afghanistan/
“The History of Chinese Mediation Between Afghanistan and Pakistan”, https://thediplomat.com/tag/china-afghanistan-relations/
“China Needs A Win In Afghanistan To Keep Its Edge In Asian Trade”, https://www.forbes.com/sites/ralphjennings/2018/02/27/china-needs-a-win-in-afghanistan-to-keep-its-edge-in-asian-trade/#6384b9b1d5c7
“China to fund base in Afghanistan”, http://www.thehindu.com/news/international/china-to-fund-base-in-afghanistan/article22413549.ece
“CPEC being extended to Afghanistan: Report”,  https://economictimes.indiatimes.com/news/international/world-news/cpec-being-extended-to-afghanistan-report/articleshow/63669654.cms
“Can Afghanistan join China-Pakistan Economic Corridor?”, http://www.dw.com/en/can-afghanistan-join-china-pakistan-economic-corridor/a-42094595
“China in talks over military base in remote Afghanistan: Officials”, https://www.straitstimes.com/world/middle-east/china-in-talks-over-military-base-in-remote-afghanistan-officials
“Synergy of visions, boost for cooperative projects highlighted”, http://www.chinadaily.com.cn/a/201806/11/WS5b1dc0cca31001b82571f33d_2.html

“Interview: SCO summit to enhance anti-terrorism cooperation, boost regional connectivity -- Afghan president”, http://www.xinhuanet.com/english/2018-06/08/c_137240396.htm

Paylaş:
Copyright © Güvenlik Çalışmaları | Powered by Blogger Design by ronangelo