Korkmaz Doğu, Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Çalışmaları alanında araştırmalar yapan bağımsız bir blog yazarıdır.

Güvenlik Çalışmaları

Korkmaz Doğu, güvenlik çalışmaları alanında araştırmalar yapan bir blog yazarıdır.

8.07.2018

Sosyal Kredi Sistemi, Çin ve 1984



Çin'de test edilen ve 2020 yılı ile beraber tüm ülkede kullanılacağı değerlendirilen "Sosyal Kredi Sistemi" insanlığın yöneldiği gelecek hakkında önemli ipuçları içeriyor. İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nden  Johan Lagerkvist’in, "Hem bireysel davranışları hem de insanların okuduğu kitapların incelenmesi de dahil olmak üzere, hem derinlik hem de kapsam bakımından çok iddialı." dediği proje akıllara George Orwell’in “1984” adlı kitabını getiriyor.

Projeyi ekonomisinde ve toplumunda “güvenilirliği” teşvik etme girişimi olarak tanıtan Çin, Batı tarzı kredi notlarını daha geniş kapsamlı ve müdahaleci önlemlerle birleştiren bir sosyal kredi sistemi ile deney yapıyor. Ancak bu sosyal deney yoğun bir kontrol sürecini gerektiriyor. Sistem; çevrimiçi ödeme sağlayıcıları tarafından hesaplanan sıralamalardan mahallelere veya şirketlere verilen puanlara kadar her şeyi içeriyor. Yüksek ısınma faturalarında ve banka kredilerinde indirimler gibi avantajlar sağlıyor.

Rongcheng’de başlanan sosyal kredi deneyi, geleceğin mikrokozmosu gibi duruyor. 2020 için planlanan kredi sistemi, şehirler, bakanlıklar, ödeme sistemleri,  kütüphaneler ve işyerleri tarafından oluşan bir “ekosistem” olacak. Hepsi görünmez bilgi ağıyla birbirine bağlı olacak.

Leiden Üniversitesi Çin hukuku profesörü Rogier Creemers, 1,4 milyar insanı puanlayan sistemin ne teknik açıdan ne de politik olarak çalışamayacağını söylüyor. Creemers; "Sistem, mevcut kontrolleri ve Çin vatandaşlarının izlenmesini resmileştirerek mevcut bürokratik kontrol biçimlerini genişletecek ve otomatikleştirecektir." diyor. Creemers, daha büyük planda komünist partinin “Çin'i hoş ve kabul edilebilir bir yer haline getirerek” iktidarda kalmaya çalıştıklarını söylüyor. “Bu hayırlı olduğu anlamına gelmez. İnsanları mutlu etmek, güç kullanmaktan çok daha etkili bir araç.” diyor. Sosyolog Zhang Lifan, “Çin hükümeti sıradan insanları izlemek için Çin'i bir polis devletine, büyük bir hapishaneye dönüştürmek için yüksek teknoloji kullanmaya eğilimlidir” diyor.

Çin'in Başkent Üniversitesi Felsefe ve Sosyal Bilimler Fakültesi'nde profesör olan Wang Shuqin, “Dijital ekonominin hızı göz önüne alındığında, insanların birbirlerinin kredi değerliliğini hızla doğrulayabilmeleri çok önemlidir”. diyerek farklı bir açıdan bakıyor.

Sonuç olarak Çin; söz konusu planı insan hayatına entegre etmek ve onlara fayda sağlaması için hem zorlama hem de işbirliği kullanıyor. Sanırım "Orwellian" olan da bu. Önümüzdeki süreçte tüm Çin'e yayılacak olan bu sistem "kontrol" kavramını farklı bir bağlama taşıyor. Biraz da “gramsciyen” bir hegemonya anlayışını ortaya koyan bu proje ile insanlar kendi rızaları (consent) ile sisteme entegre oluyorlar. Yapay zekanın, insanların her hareketini takip eden kamera sistemlerinin bu kadar etkin olduğu bir dünyada söz konusu proje nasıl bir seyir izleyecek dikkate değer.

2017 yılında Çin hükümeti, düşük sosyal kredi notuna sahip olması nedeniyle Çin Lunar Festivali sırasında ailelerinin yanına  seyahat eden altı milyondan fazla kişiye uçak bileti vermeyi reddettiği haberini de not düşelim.

Paylaş:

4.07.2018

Çin'in Dış Politikası Üzerine Bazı Sorular



Çin'in Jinping dönemindeki dış politikasını anlamak için Kemer ve Yol İnisiyatifi (BRI), Asya Altyapı ve Yatırım Bankası (AIIB) ve Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklığın (RCEP) iyi anlaşılması gerekiyor. Bu inisiyatiflerin hem fikri hem de  politik amaçlarının analiz edilmesi elzem. Hatta bu girişimlerin Çin'in Asya'daki ve ötesindeki rolünü nasıl etkileyebileceğine dair sorular sormak lazım.

Bu soruları genişleterek Çin'in Tukidides tuzağına düşüp düşmeyeceğini sorduğumuz takdirde bir başka soru daha ortaya çıkıyor. Çin "revizyonist" bir ülke olarak ortaya çıkabilir mi? Bu sorunun cevabı şu an için olumsuz. Çin "çekingen ve son derece ihtiyatlı" bir yaklaşıma sahip. Bu nedenle her ne kadar askeri yatırımlara sahip olsa da sıcak çatışmalara son derece mesafeli ve uzun süre de buna direnecektir.

Çin, ABD ile devam eden hegemonik mücadelesinde uzun süre diplomatik yolları kullanmayı deneyecektir. Onlar için diplomasi "stratejik ilkenin  detaylandırılmış hali" diyebiliriz. Sürekli detay ve müzakere. Şifre bu. Daha doğrusu "gücünü sakla ve zamanını bil" şeklinde özetleyebileceğimiz proaktif bir dış politika söz konusu. Çin aslında küresel düzeni devirmek ya da bozmak için çalışmıyor. Çin, mevcut uluslararası düzen içerisinde Çin yükselişinin mümkün ve kolay olduğunu biliyor.

Burada şunu da eklemek gerekiyor ki Çin'in inisiyatifleri ve hamleleri her ne kadar bölgesel gözükse de "küresel sonuçları" üreten bir dinamiği de içinde barındırıyor dersek sanırım abartmış olmayız. Trans-Pasifik, bu küresel sonuçları kabul edemiyor. Asya Pivotu, Pekin’in bölgenin normatif ve kurumsal hatlarını şekillendirme kapasitesini engellemeyi amaçlıyor. Trump bunu açıkça ifade ediyor ve bundan vazgeçmeyeceklerine dair sürüyle emare var.

Çin dikkatli bakıldığında uluslararası düzenin çoğulcu bir anlayışını benimsiyor. Yani; devletler kalkınma ve modernite için kendi yollarını aramalı... Bu aynı zamanda homojenleştiren küreselleşmeye karşı da bir meydan okuma... Ama mümkün mü? Soru bu.

Çin'n son dönem dış politikasında önemli bir enstrüman haline gelen OBOR (One Belt One Road) Çin için büyük bir kumar. Bölgedeki ülkeler birçok sorunla karşı karşıya. Çin bu ülkelerde güvenliği sağlamak zorunda kalabilir. Rusya gibi "derin rakipler" bayrak açabilir. Dolayısı ile Çin'in işi zor.

Çin'in dış politikasında Konfüçyüs anlatının emarelerini bulmak mümkün. Bu Neo-Konfüçyüs anlatı, Çin'in küreselleşme dostu diplomasi  pratiğini teşvik ediyor, aynı zamanda Çin'in ekonomik kalkınması ve dış politika çıkarlarına öncelik veren bir omurga olarak ortaya çıkıyor. Daha açık bir ifadeyle, neo-Konfüçyüs anlatı uluslararası düzeyde liyakat ve ahenk peşinde olma fikrini tahkim ediyor. Çinli liderler tarafından Batılı fikirlere ve onlarla ilişkili uluslararası düzene normatif bir alternatif olarak sunuluyor. Bunu netleştirmek lazım.

Küreselleşme, dünyada eşitsizliğin artmasına katkıda bulundu. Bu da, popülizmin yükselişini ve mevcut demokratik rahatsızlığı körükledi. Trump'un seçilmesi ve Brexit bu fenomenin en önemli iki etkisi olarak okunabilir. Çin, küresel ekonomik yönetişime Batı yaklaşımının dayandığı temel varsayımlara meydan okuyor. Birincisi, Çin, liberal demokrasinin modernleşme için vazgeçilmez bir unsur olmadığını iddia ediyor. İkincisi, Batı'nın "güçsüzlüğünün" ekonomik küreselleşmeye bir tehdit olarak ortaya çıktığını iddia ediyor. Popülizmin ve korumacılığın yükselişi, demokratik sistemin zayıflığının semptomları olarak değerlendiriliyor.

Sonuç olarak Çin'in ontolojik anlayışı ve algılayışı son derece farklı. Burada batıcı ontoloji ve epistemolojinin, doğunun ontolojisi ile çarpışması sonucu belirleyecek. Bu sonuç dünya barışına ve düzenine katkı yapar mı yapmaz mı bir başka soru da bu...

Paylaş:

28.06.2018

Küresel Ticaret Savaşı ve Meşruiyet Krizi



ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşları tırmanmaya devam ederken ABD tarifelerinin vurduğu ülkelerin listesi de giderek uzamaya devam ediyor. Çin, AB, Brezilya, Kanada, Hindistan diye uzayan listeye yeni ülkeler her an eklenebilir. ABD'nin bu hamlelerine şu anda karşı hamle yapan yönetimler küresel bir ticaret savaşının ateşini yakar mı? ABD bu yolla müzakere gücünü arttırdığını düşünüyor ama diğer yandan bu yeni normal kendisine de ciddi zararlar verebilecek potansiyele sahip.

ABD Başkanı Trump yabancı kaynaklara daha az bağımlı olan emtia zincirleri yaratmak için ABD sanayisini desteklemeye ve bunu yerel düzeyde yeniden genişletmeye dönük politikalar takip ediyor. ABD ekonomisinin ekonomik temellerini yeniden ele alması doğal karşılanabilir ancak diğer ülkelerin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmadan hızlı, ani ve korumacı önlemler almak mantıklı yöntemler ve stratejiler gerektirir.

Bu ticaret gerilimi ABD'nin ekonomik ve jeopolitik ortaklarının gözünde meşruluğunu kaybetmesine neden olacaktır. Neo-liberal tarihsel blokun öncüsü kabul edilen ve bu bağlamda kurduğu hegemonyasını özellikle Sovyetlerin dağılmasından sonra tahkim eden ABD'nin son zamanlarda ciddi bir meşruiyet krizi içerisine girdiğini söylemek mümkün. Bu ticari gerilimin böyle devam etmesi durumunda problemlerin daha da derinleşeceği ve neo-merkantilist ekonomik politikalara dönüş yapılabilecek bir küresel zeminin ortaya çıkabileceğini söyleyebiliriz. Bu da dengesiz bir bağımlılık ilişkisi içerisinde olan ülke ekonomilerini batırabilir.

ABD'nin bu yaklaşımını sürdürmesi diğer yandan Çin'in Bir Yol Bir Kemer inisiyatifinin ticari gelirimden zarar gören ülkeler için bir alternatif olarak algılanmasına neden olacaktır. Çin'in giderek uluslararası talebi rahatlıkla karşılayabilecek bir pazar haline gelmesi ticari gerilim sonucunda uzun vadede Washington'u Çin'den daha fazla etkileyebilir.

Ancak bundan da önemlisi ABD'nin uluslararası meşruiyetini ciddi anlamda kayba uğratabilir. G7 zirvesinde verilen fotoğraf da bunun yakın zamanda beliren bir işaret olarak algılanabilir.

Sonuç olarak tarihin bu zamanları hegemonik dönüşümün yaşanacağı ana yaklaştığımızı göstermektedir. Küresel güçlerin daha stabil ve düşük düzeyli hamleler yapması hem küresel ticaret hem de kendi meşruiyetleri açısından önem arz etmektedir.

Son günlerde yapılan Mattis-Jinping zirvesi ve Çin’in Bir Yol Bir Kemer konusunda daha düşük düzeyli ve az müdahaleci olan bir ajandayı takip etmesi ilişkileri normalleştirme yönünde atılan adımlar olarak görülse de bu tarz güçler arasındaki belirsizliklerin ne zaman mobilize olacağı ve çatlaklar meydana getireceğini tahmin etmek güçtür.

Paylaş:

21.06.2018

Şangay Ruhu ve Yeni Bir Uluslararası İlişkiler Türü




Şangay İşbirliği Örgütü (SCO) 9-10 Haziran tarihlerinde Çin’de yaptığı zirve ile önümüzdeki dönemde bu uluslararası örgütün önemli bir analiz konusu olacağını göstermiş bulunuyor. ŞİÖ, küresel ekonominin yüzde 20'sini ve nüfusun yüzde 40'ını oluşturuyor.

Resmi istatistikler, ŞİÖ’nün altı kurucu üyesinin birleşik GSYİH'sının 2017 yılında 12.63 trilyon ABD Doları'na ulaştığını ve 2001 yılında yedi kattan fazla arttığını gösteriyor. Aynı dönemde toplam ticaret hacmi de 7 kattan fazla büyüyerek 2017 yılında 4,9 trilyon dolara ulaşmış durumda. Bu rakamlar Hindistan ve Pakistan'ın katılımından sonra daha da arttı.

2018'in ilk çeyreğinde, Çin ile diğer ŞİÖ üyeleri arasındaki ticaret hacmi yıllık % 20,7 arttı. Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü Gao Feng, Çin'in diğer ŞİÖ üyesi ülkelerdeki yatırımının ilk çeyrekte 84 milyar dolara ulaştığını ve çok sayıda büyük enerji, madencilik ve sanayi projesinin sorunsuz ilerlediğini söyledi.

“Yeni Bir Uluslararası İlişkiler Türü”

Söz konusu zirvede 17 yıllık örgüt "bölgesel işbirliği için yeni bir model" olarak nitelendirildi ve küresel zorluklarla nasıl başa çıkılacağına dair fikirler paylaşıldı. ŞİÖ üyesi ülkeler, zirve sonrası yayınlanan tebliğde küresel ekonomik yönetim sistemini geliştirmenin, Dünya Ticaret Örgütü ile çok taraflı ticaret mekanizmasını sağlamlaştırıp geliştirmenin ve açık bir dünya ekonomisi oluşturmanın önemini vurguladılar. Kazakistan, Kırgızistan, Pakistan, Rusya, Tacikistan ve Özbekistan, Çin tarafından önerilen Bir Yol Bir Kemer inisiyatifi için desteklerini tekrar teyit ettiler.


Özellikle Jinping’in kullandığı söylem önümüzdeki dönemde ŞİÖ’nün üstleneceği roller hakkında bir fikir veriyor. Jinping; "Şanghay Ruhu tarafından yönlendirilmeli, ortak bir geleceğe sahip bir SCO topluluğu oluşturmak için yakın bir şekilde çalışmalıyız, yeni bir tür uluslararası ilişkilere doğru ilerleyeceğiz ve kalıcı bir barışa sahip, temiz ve güzel bir dünya inşa etmeliyiz.” diyor.

Burada “yeni bir uluslararası ilişkiler türü” olarak kullanılan ifade uluslararası sistemin anarşik yapısına alternatif bir söylem geliştirmesi bağlamında önem kazanıyor. Jinping’in "Soğuk Savaş zihniyetini ve bloklar arasındaki çatışmayı reddetmeli ve diğer ülkelerin güvensizliği pahasına kendi kendine mutlak güvenlik arayışına karşı çıkmalıyız" sözleri anarşik bir uluslararası sistem tahayyülüne meydan okuyor. Realist bir uluslararası sistem okuması yerine inşacı bir perspektife olanak tanınmasını öneren Jinping’in Çin’i gökyüzü altında uyumun (tianxhi) sürdüğü yeni bir modele dönüştürmek istediği görülüyor.

“One Belt One Road İnisiyatifinin Güvenliği”

Bu zirvede Çin tarafından ŞİÖ kapsamında 2000 kolluk yetiştirilmesi ve One Belt One Road inisiyatifinin bölgesel ve küresel işbirliği anlamında sürekli vurgulanması somut bazı öneriler olarak dikkat çekiyor. Ayrıca örgütün NATO benzeri bir güvenlik fonksiyonu kazanmak için işaretleri verdiğini söylemek de mümkün. Rus lider Putin de terörle mücadelenin ŞİÖ’nün önceliklerinden biri olduğunu ve örgütün bölgesel istikrarı geliştirmek için daha fazla önlem alması gerektiğini dile getiriyor. Diğer yandan One Belt One Road kapsamında yapılan yatırımların güvenliği meselesi de Çin için giderek önem kazanan bir başka sorun.

Ayrıca ŞİÖ, Inter-Bank Konsorsiyumu bünyesinde 30 milyar dolar (4.7 milyar ABD doları) özel kredilendirme tesisi kuruyor. Bu da ŞİÖ içerisinde yer alan devletlerin aynı zamanda büyük bir kredi havuzundan yararlanacakları anlamına geliyor.


Çin; küresel ekonomik, sosyal ve güvenlik sorunlarına nasıl yaklaşılacağı konusunda vizyoner, bir öneriler paketi sunuyor ancak bunun var olan küresel sistem içerisinde nasıl yapılacağı konusu bir muamma. Ancak şunu söyleyebiliriz ki Çin dünyadaki büyük bir ülke statüsünü sağlamlaştıran ciddi uluslararası yükümlülükler üstlenmeyi hedefliyor.

Mesela Saint Petersburg Üniversitesi'nde Doğu Çalışmaları Fakültesinden bir öğretim üyesi olan Maria Guleva, Xi'nin inovasyon, koordinasyon, çevre, açıklık ve ortak kalkınma konusunda önerdiği teorilerin, Çin'in küresel bir güç olarak uluslararası yükümlülüklerini yerine getirdiğini gösterdiğini söylüyor.

“Şangay Ruhu ve Hegemonik Dönüşüm”

Jinping "beş perspektif" öneriyor; kalkınma, güvenlik, işbirliği, uygarlık ve küresel yönetişim.
Şanghay Ruhu; karşılıklı güven, karşılıklı yarar, eşitlik ve danışma gibi temel ilkeleri içeriyor. Medeniyetler çatışması, Soğuk Savaş ve sıfır toplamlı oyun zihniyeti gibi eski kavramları aştığı iddia edilen kavramın yeni bir uluslararası ilişkiler türü ve akabinde yeni bir uluslararası sistem önerdiğini söylemek sanırım abartı olmaz.

Burada Çin’in önermiş olduğu Şanghay Ruhu, yeni bir uluslararası ilişkiler türü gibi kavramlar küresel hegemonya mücadelesi ve günümüzdeki ABD ile olan ticaret savaşları bağlamında okunduğu zaman, Çin’in özellikle ilk aşamada bölgesel ve daha sonra küresel bir hegemonik dönüşümü politik alanda ŞİÖ, ekonomik alanda ise One Belt One Road inisiyatifi ile başlattığı söylenebilir. Buna askeri güç anlamında bir perspektif katmak isteyecekleri, Çin’in askeri ve yapay zeka konusundaki çalışmalarını yoğunlaştırmasından anlaşılabilir.


Uluslararası sistemin nasıl bir yöne doğru gideceği, Çin'in ABD ile devam eden küresel hegemonya mücadelesinin nasıl evrileceği, bundan sonra atılacak adımların ve yapılacak hamlelerin hangi teorik zemin üzerinden anlaşılabileceği gibi sorular önemini korumaya devam edecek gibi görünüyor.


Paylaş:
Copyright © Güvenlik Çalışmaları | Powered by Blogger Design by ronangelo